Büyük görünen ucuz işler

Forum Tanrısı

Administrator
Yönetici
Değerli okurlarım;Sevgi ve nefret bulaşıcı hastalık gibidir. Bugün adeta birbirimizden nefret eden , birlikte yaşamayı beceremeyen insanlar gibiyiz.İnsan insanın yurdudur derlerdi , biz insanı insanın adete kurdu yaptıkSahte aidiyetler ve alt kimlikler üreterek birlikteliğe değil, ayrımcılığa ve ötekileştirmemeye kapı araladık.Menfaate dönüştüremediğimiz insanları, kolayca tükettik, ötekileştirdik, minder dışına attık .Sonuçta bugün yalnızlık , salgın bir hastalık haline gelmiş bulunmaktadır.Umudu kırılan ölüler gibiyiz, kefen giyip gezen deliler gibiyiz, bedenimiz ruhumuzun arkadaşlığına eşlik dahi edemiyor ; hulâsa toplumdaki sıcak yaşamı, baharı, adeta kısa çevirdik, insan sıcaklığında ısınmayı unuttuk, yalnızlık rüzgârıyla dolaşmak zorunda kaldık.Umut’u , dayanışmayı ve güveni kaybettik. Bulmaya çalışıyoruz doğruyu , düşman kabul eden bir zihniyetin isyanı, kolay kolay iflah olmayacağı benziyor. Oysa ümit duygusunu kaybeden insanlar yaşayan ölü gibidirler.Son yıllarda bir ayrımcılık sözü , aldı başını gidiyor. İçimize nifak sokmak isteyen şer güçlerin oyunları, planları, propogandaları bitmek bilmiyor ama ne yazık ki bizler de bu oyunların farkına varmakta geç kalıp, iç huzursuzluğumuzun artmasına sebebiyet verecek eylemlerden uzak durmuyoruz.Yani öngörümüzü, basiretimizi, ferasetmizi kayıp Edip Mankurt olmayı yeğliyoruz.Ayrımcılık yaftasını , biz Türk milletine yapıştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bizler de şanlı tarihimizden bugüne gelinceye kadar hiçbir ayrımcılık yapmadık ve yapanları da şiddetle kınadık.Şöyle ki tarihimize ufak bir gezinti yaparsak bunu aynen yakın derecede görmüş olacağız.Türklerin Anadolu'ya yerleşmelerinden itibaren farklı kültürlerin, ırkların, inançların birlikte yaşaması , çatışmacılığın yerine uzlaşmacılığın gelmesi açısından önemlidir. Anadolu Selçukluları ile birlikte gelişen ticari etkinlikler, bu uzlaşma kültürünün belirgin örneğidir.1492'de İspanyol engizyonundan kaçan Yahudileri , Osmanlı Devleti’nin kabul etmesi ırkçı bir bakış açılarını yok etmektedir.Cumhuriyet döneminde nazilerden kaçan çeşitli etnik ve dinsel kökten alman yurttaşlarının kabulü, ırkçı bir anlayışın yapabileceği bir davranış değildir.Yine Cumhuriyet dönemi boyunca bir çok ülkeden, farklı etnik kökenlerden insanların baskılarından kaçarak ülkemize sığınması ve milletimizin bu konuklara kucak açması takdire şayandır.Son zamanlarda bize yöneltilen ırkçılık suçlamasını en çok yöneldiği Kürtlerle, Türkler arasındaki evlilik ve kültürel, sosyal alışveriş, toplumsal bütünleşmenin güzel bir örneğidir. Siyasal, toplumsal ve ekonomik alanların her kademesinde Kürtlerin-Türkler kadar yer alması ayrımcılık suçlamalarını çürütmektedir.Ama bir de ayrımcılık ve ırkçılık konusunda diğer milletlere ve devletlere bakalım.Tarihsel süreç içerisinde bakıldığında, Avrupa’da cüzzamlıların dışlanması, hatta yakılması, yine Katoliklerin protostanlara uyguladıkları kıyım, farklı mezheplerdeki Orta Doğu Hristiyan'larına baskılar ırkçılığın ve dinsel ayrımcılığın kanıtıdır.Sınıfsal ayrımcılığa gelince, siz Avrupa’nın geçmişinde efendi ile, marabanın aynı sofrada oturup yemek yediğini , aynı sosyal ortamda bulunduğunu hiç duydunuz mu? Ya da farklı sınıflardan, evliliğin ne kadar kötü karşılandığını biliyor musunuz? Oysa Anadolu’da efendi ile marabanın aynı sofrayı paylaştığı ve hatta efendisinin kızı ile marabanın evliliğine çokça şahit oluyoruz .Batı tarihi, soykırımların tarihidir. İspanyolların Müslüman ve Yahudilere karşı yaptığı etnik temizlik unutulmadı. Fransa’nın, Dili, dini ve rengi ayrı olduğu için katletti , 1 milyon aşkın Cezayirlinin acısı hâlâ yürekleri yakmaktadır. Nazillerin alman olmayanlara uyguladıkları soykırım ise insanlık ayıbı olarak tarihe geçmiştir. Eskimolara uygulanan bilinçli soykırım hareketi ise kuzey Avrupa’nın büyük bir utancıdır. Amerika kıtasında kızıl derelilere karşı yok etme savaşı , Avrupa barbarlığının ulaştığı önemli bir zirvedir.ırkçılığın, faşizmin, ayrımcılığın kaynağı olan ve her şeyi paradan ibaret gören batılı emperyalistler, kendi genlerindeki ırkçılığı, ayrımcılık mikrobunu, insanlığın bin yıllık vatani olan Anadolu topraklarına bulaştırmak istiyorlar.Şunu bilmelidirler ki; onların ırkçılık mikrobuna karşı, bizim insanlık aşımız vardır. Bizim İnsanlığımız , onların bu topraklara ekmeye çalıştığı ırkçı tohumlara yeşerme fırsatı vermeyecektir.Yunus’un, Mevlana’nın, Ahmet Yesevi‘nin, Hacı Bektaş’ın, pir Sultan’ın, Şeyh Edebali’nin , Alparslan'ın, Fatih’in ve Atatürk’ün torunları bunlara asla fırsat vermeyecektir.Irkçılık ve sınıfçılığın beşiği olan batı ve Avrupa , yetiştirdiği nesillerle aynı felsefelerini devam ettirmekten de geri kalmıyorlar.İnsanlar farklı farklı coğrafyalarda doğmuş, ayrı ayrı ten rengine, saç rengine, göz rengine sahip olmuşlardır. Fakat insanın hayatını idam ettirmesi için kalbi besleyecek ve onu çalıştıracak bir sıvı vardır. İşte bu sıvının adı kandır. Her insanda da rengi kırmızıdır.Yani burdan çıkarmamız gereken ders, yaratılanı yaratandan dolayı seveceksin siyaha da beyaza da, inanana da inanmayanlara da, insan gözü ile ve yaratılan gözü ile bakıp yaratanın hatırı için muamele edeceğiz. Allah ; insana en güçlü, en etkili, en tesirli silah vermiş. Kul olarak işte bu silahı kullanacaksın ki bu silah ( SEVGİDİR)Bu sevgi silahı her türlü gücü yener, yılanı bile ininden çıkarır.Manidar bir sözle yazımı sonlandırayım.Torunundan ne beklersinDedesi maymun iseBırak hep öyle kalsın,Halinden memnun ise.Sağlıkla kalın, okuyarak, yazarak ve de düşünerek kalın.
 
Üst